Yaza Fit Girmenin Yolları!

Değerli www.hatunzade.com takipçileri; Kışlık kıyafetlerimizin altına sakladığımız, kışın yeterince ilgi göstermediğimiz vücudumuzu yaza hazırlamanın zamanı geldi.

Yaza sayılı zaman kala fit görünme telaşına kapılanlar, Diyetisyen Canan Aksoy’un çok önemli önerilerine kulak verebilirsiniz

Azar azar sık sık yemek, hem iştahınızı dengeleyecek hem de metabolizmanız daha etkin çalışmasını sağlayacak. 3-4 saatlik periyotlarda beslenmeye çalışın.

Sıvı tüketiminizi artırın. Biz diyetisyenlerin günlük sıvı tüketimi önerisi 1 kaloriye 1 mililitre su tüketindir.1500 kaloriye 1.5litre mesela.

Yeterli sıvı aldığınızın en kolay göstergesi, idrar çıkışı sayınız ve rengidir. 6-7 kere idrara çıkacak ve açık sarı olana kadar sıvı tüketin.

Unutmayın susuzluk ve açlık hissi birbirine çok karışır. Acıktığınızda önce bir bardak su içip aç olup olmadığınızı kontrol edin.

Güneş, insan için en önemli D vitamini kaynağıdır. Ofislerde, kışın kapalı havalarda mahrum kaldığınız D vitamini için her gün yarım saat açık alanda olun. Uzun kemiklerinizin (kol ve bacak kemikleri) güneş alması kemik erimesi riskinizi azaltacaktır.

Hareket edin, kilonuzu vermek veya korumak, hipertansiyondan kaçınabilmek, kalp hastalıklarından korunabilmek, kemik mobilizasyonunu sağlamak için haftada en az 150 dakika hareket edin.

En iyisi bu güneşli günlerde açık havada yürüyün egzersiz sırasında alınan güneş D vitamini ihtiyacınızı da karşılayacaktır. Unutmayın en önemli D vitamini kaynağı güneştir.

Günde 5-7 porsiyon sebze meyve salata tüketin. Sebze ve meyveler hem düşük kaloriye sahiptir, hem posa içerir bağırsak faaliyetlerinizi sağlayıp, kan yağlarınızın düşmesini sağlar. Ana öğünlerinizde salata veya sebze tüketin, ara öğünlerinizde meyve. Vitamin ve antioksidan alımınızda böylece düzene girecektir.

Ana öğünlerinizde yağsız süt, yoğurt yemeye özen gösterin. Kalsiyum yemeklerde aldığınız yağın sindirime uğramadan atılmasına yardımcı olacaktır.

Hem de güneşle aldığınız D vitaminiyle beraber kalsiyum tüketimi kemikleriniz için de faydalı olacaktır.

Tuzu azaltın, son yapılan çalışmalar günlük tuz alımımızın 18 grama çıktığını gösteriyor, hâlbuki ihtiyacımız olan tuz 4-5 gram civarında. Yüksek tuz, hipertansiyona, vücudunuz da şişkinliğe ve kalp damar sisteminizin yaşlanmasına sebep olur.

Hazır-paketlenmiş ürünlerin içinde tuz miktarı yüksektir. Rafine edilmemiş, doğadan direkt sofranıza gelen besinleri tercih edin.

Yemek pişirme sistemlerinizi gözden geçirin, tuz ve yağ kullanımına dikkat edin. Kızartmayın, haşlayın, ızgara yapın veya fırında pişirin. Yemeklerinize az yağ ve mutlaka sıvı yağ ve az tuz koyun. Tuz yerine baharat kullanmaya çalışın.
Sıvı kalorilere dikkat: gazlı içecekler, alkol, meyve suları, aromalı kahvelerden kaçının.

Gazlı–şekerli içecekler yerine su veya maden suyunu tercih edin. Frappeler, aromalandırılmış kahveler yerine, Türk kahvesi veya latte gibi kahveleri tercih edin. İyi çiğneyin, midenizle beyniniz arasında gelişen tokluk süresi en az 20 dakikadır.
Öğünlerinizi yavaş tüketin, tokluk hissinizin gelmesi için kendinize vakit tanıyın. Unutmayın vücudunuzun yedek parçası yok. Ona her mevsim ve her zaman iyi bakmak zorundasınız.

Limonun Üzerine Tuz ve Karabiber Dökerseniz…

  1. BOĞAZ AĞRISI

Boğazınızı rahatlatmak için 1 çorba kaşığı taze limon suyu için yarım çay kaşığı karabiber ve deniz tuzu atıp sıcak su ile karıştırın.Boğaz ağrısını yatıştırmak ve öksürüğü önlemek için gargara yapın.

  1. TIKALI BURUN

Burun tınaıklığını önlemek istiyorsanız havanda karabiber, tarçın, kimyon ve kakule tohumunu eşit miktarda karıştırın ve koklayın.

  1. SAFRA TAŞLARINDAN KURTULMA

Safra taşlarından kurtulmak veya önlemek istiyorsanız zeytinyağ, limon ve karabiberi karıştırıp tüketin.

  1. AFT

Ağızınızda oluşan yaraları iyileştirmek için ılık bir bardak su içine bir çorba kaşığı Himalaya Tuzu ekleyip karıştırın. Her yemekten sonra ağızınızı bu suyla çalkalayın. Bakterileri önleyerek iyileşmesini sağlayacaktır. Dilerseniz limon suyu da ekleyebilirsiniz.

  1. BULANTI

Mide bulantısı ve kusmayı önlemek istiyorsanız bir bardak ılık suya karabiber ve limon suyu ekleyip yavaş yavaş için. Bulantınıza iyi gelecektir.

  1. ASTIM

Eğer evinizde astımlı birisi varsa elinizin altında olması gereken bir tarif. Kaynamış bir bardak suya 10 biber tanesi, 2 karanfil tomurcuklar, 15 fesleğen yaprağı ekleyin.Cam kavanoz içerisinde 15 dakika demlenmesini bekleyin. 2 yemek kaşığı bal ekleyip için.

  1. DIŞ AĞRISI

Ağrıyan dişinize karabiber ve karanfil yağı karıştırarak sürün.

  1. SOĞUK ALGINLIĞI VE GRİP

Soğuk algınlığını iyileştirmek için, kaynamış büyük bir fincan su içine yarım limon sıkın ve bal ekleyerek için.

  1. BURUN KANAMASI

Burun kanamasını önlemek istiyorsanız pamuğa limon suyu sıkarak burnunuza tutun ve başınızı öne eğin.

Çağımızın Biyolojik Silahı Buğday

Çağımızın biyolojik silahı buğday

Fitoterapi uzmanı Dr. Ümit Aktaş’a göre pek çok hastalığın sorumlusu genetiği değiştirilmiş buğday. “Tam tahıllı ürünleri hayatınızdan çıkartırsanız bir senede yepyeni bir bedene kavuşursunuz” diyen Aktaş uyarıyor: Eğer hemen önlem alınmazsa 30 sene sonra bebeklere altın yerine insülin kalemi takılacak

– Niye buğday yememeliyiz?
– Çünkü genetiği değiştirilmiş bir üründür buğday. 1943’te başağın verimini arttırmak ve sapını kalınlaştırmak için yapılan müdahalelerle bugün dünyaya yayılan buğday tohumu ortaya çıktı. Bu tohumla ilgili GDO patenti falan aramayın, çünkü tüm bu işler 1940’lı yıllarda yapıldı, o yıllarda dünyada GDO diye bir kavram yoktu, ilk patentin alınmasına daha 40 yıl vardı. Çağımızın biyolojik silahı buğday. Sapı kalınlaştırıp kısaltmayı başaran Dr. Norman Borlaug , Minnesota Üniversitesi’nde çalışan bir genetikçiydi zaten.

ÇÖLYAK DİYE BİR HASTALIK YOKTU
1970 yılında Nobel ödülü aldı. Tüm bu çalışmalar yapılırken meydana getirilen buğdayın insan sağlığı üzerine etkileri araştırılmadı. Sonuç neydi? Çölyak hastalığı ilk defa 1953’te tanımlandı, buğdayın genleri değiştirilene kadar Çölyak diye bir hastalık yoktu. Yani ilkel buğdayın içindeki gluten, hastalık falan yapmıyordu. 1980’li yıllarda tam buğdaylı ürünlerin yoğun şekilde tavsiye edilmesiyle Çölyak, Diyabet ve obezitede patlama yaşandı: Çölyak çocuklarda 11 kat arttı. Tüm toplumda diyabet dört kat, obezite üç kat arttı. Genetiği değiştirilmiş buğdayın insan sağlığına zararları ile ilgili yayın aramayın, bulamazsınız. Bugünkü bilimsel yayın “pazarında” buna kimse izin vermez. Bugün GDO için bu kadar çalışma yapılırken, dünyanın en yaygın tüketilen gıdasıyla ilgili neredeyse hiç çalışma yapılmaması, size de tuhaf gelmiyor mu? Bu kadar büyük bir pazar için neden kimse çalışmıyor? Çünkü zaten yapılacak olan yapıldı, ekstra mesai harcamıyorlar.

– “Önce insanları hasta edip sonra ilaç veriyorlar” diyorsunuz…
– Aynen. Diabeti ve obeziteyi engellemek için Amerikalıların yarattığı besin piramidi ve beslenme düzeni tam tahıllı ürünler önerir. İki saatte bir beslenilmesi gerektiğini söyler. Oysa iki saatte insanı acıktıran bir besin önermese bu öneriye de gerek yok. “Ekmek yemezsen kaslarını yersin” diyor diyetisyenler. Bunun hiçbir bilimsel dayanağı yok. Külliyen yalan. İki saatte bir yemek yiyen herkes obez olur.

GÜNDE İKİ ÖĞÜN YETERLİ

– Fitoterapi hastalıkları nasıl tedavi ediyor?
– Türkiye’de doktora gittiğinizde sizin ne yiyip içtiğinizle hiç ilgilenmez. Oysa beslenme çok önemli. Doktorlar bu konuda çok bilgisiz. İlacı yazar ve geçer. Oysa o hastalığı tedavi etmez o ilaç. Belirtilerini yok eder. Oysa bitkilerle yapılan tedavilerde diabeti yüzde 95 oranında tedavi ediyoruz. Bir hasta geldiğinde önce beslenmesini düzenleriz. Hipokrat’ın bir sözü var: “Besininiz ilacınız, ilacınız besininiz olsun.” Sonrasında ihtiyaçlarına bağlı olarak ozonterapi, akupunktur ve fitoterapiyi beraber kullanırız. En önemli nokta hastanın bizimle birlikte çalışması. Sigarayı bırakmalı, beslenmesine dikkat etmeli, spor yapmalı ve tedavilerini aksatmamalı. Benim en büyük şikayetim hastaların bana geç gelmesi. Teşhis konulduğunda kapımı çalsalar her şey çok başka olur. Oysa 20 seans kemoterapi aldıktan sonra geliyor insanlar. Yapacak çok da bir şey kalmıyor.

– Güvenilir bitkiyi nereden alabiliriz?
– Türkiye’de tıbbi bitki bulunamıyor. Aktarlar denetlenmiyor. Bitkiler açıkta. Bugün papatya diye satılan bitkilerin çoğu aslında başka bir çiçek. Bebeğiniz iyi uyusun diye alıp onu zehirleyebilirsiniz. Bu sebeple eczanelerde, bilinen markaların, kapalı paketlerde satılan, üzerinde etiketi ve son kullanma tarihi olan bitkiler satın alınmalı.

– Nasıl beslenmeliyiz sizce?
– Her konuda olduğu gibi bu konuda da denge önemli. Kimi insan dört bardak suya ihtiyaç duyar. Kimi dört litre. Bedeninizi dinleyin, gözleyin. İdrar renginiz açıksa yeterli miktarda su içiyorsunuz demektir. Mutfak alışverişi yaparken doğal ürünler tercih edin. “Light” tamamen ticari bir kavram. Doğal ürünlerden ölçülü tüketilmeli. Ekmeğin her türü, makarna, pilav kesinlikle yenmemeli. Eğer sağlıklıysanız ve canınız çok ekmek yemek istiyorsa siyez buğdayından yapılan ekmek yiyebilirsiniz bir dilim. Yağdan uzak durmayın ama ölçülü tüketin. Günde bir tane mevsim meyvesi yiyebilirsiniz. Ara öğün olarak çiğ kuruyemiş tavsiye ediyorum. İki saatte bir yemek yenmesini kesinlikle önermiyorum. Zaten kim durmadan yemek yiyebilir ki? Ben günde iki öğün yiyorum.

– Yeşil çay iyi geldiği için herkes bardak bardak içiyor oysa siz kitabınızda yüksek tansiyon ve kalp için zararlı olabilir diyorsunuz. Bitkiler de aslında bilinçli tüketilmeli değil mi?
– Faydalı diye bir besinden kilo kilo yememelisiniz. Bir saatte bir litre su içerseniz su zehirlenmesinden ölürsünüz. Bir bardak bile su içmezseniz susuzluktan ölürsünüz. Bitkiler de ölçülü kullanılmazsa zehre dönüşebilir. Çayları bile hastalıklarınıza göre tüketmelisiniz.

GLUTENSİZ ÜRÜNLER LÜKS DEĞİL

– Siz sirkenizi, peynirinizi, yoğurdunuzu evde kendiniz mi yaparsınız hep?
– Hayır, her şeyi evde yapmak bu hayat şartlarıyla, bu kadar çalışırken imkansız. Ama mümkün olduğunca doğal olan ürünleri tüketmeye çalışıyorum. 12 yaşında bir kızım var. Özellikle onun en sağlıklı ürünleri yemesini sağlamaya çalışıyoruz. Bir arkadaşımın evde yaptığı sirkeyi kullanıyorum. Organik ürünler tercih etmeye çalışıyorum. Ankara’da bir firma evde peynir yapma setleri satıyor. Ekşi maya yaygınlaşıyor. Trakya’da şirden mayasıyla peynir yapan bir fabrika var. Bu ürünleri marketten bulamadığınız için biraz çaba sarfetmeniz, sabretmeniz gerekiyor ama değiyor. Aynı şey glütensiz ürünler için de geçerli. Bugün bu ürünlerin hepsi daha pahalı ama aslında bu insanlar hasta olduğu için bu ürünleri tüketiyor. Lüks ürün muamelesi yapılmamalı glütensiz ürünlere. Devletin teşviği şart.

– Peki ilaç kullanmaz mısınız hiç?
– Arada, gerçekten ihtiyacım olduğunda kullanıyorum elbette. Hatta hastalarıma da yazıyorum gerekli gördüğüm taktirde. Acil müdahale ilaçları konusunda tıp gelişmiştir. Ama leblebi gibi ilaç yutulmasına karşıyım. Bilinçsiz ilaç tüketiyoruz. Kimya fabrikaları önce kimyasal silah üretiyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilaç sektörüne geçtiler. Kimyasal silahlarla yüzbinlerce kişiyi öldüren bu sektör ne oldu da bir anda insan sağlığını düşünür oldu?

– Kanser hastaları ve aileleri büyük umutlarla her türlü tedaviye saldırıyor. Siz kemoterapiye karşı mısınız?
– Kemoterapi bazı kanser türlerinde çok etkilidir. Onkolojinin de elindeki tek tedavidir. Elbette karşı değilim ama Türkiye’deki uygulanış biçimine karşıyım. Burada ölünceye kadar kemoterapi anlayışı var. 3-4 kür denenir ve faydası olmuyorsa bırakılır kemoterapi. Birinci Dünya ülkelerinde kimse 50 kür almaz. Çünkü yok eden, toksik bir tedavidir kemoterapi. Kansere bağlı ölüm oranlarının artışının sorumlusu yanlış kemoterapi uygulamaları.

AKTARLARIN ELİNDE HEBA OLAN HASTALARIN SORUMLUSU DOKTORLAR

– Hem modern tıbba karşı çıkıyorsunuz hem de bitkilerle tedaviyi ancak tıp doktorları uygulamalı diyorsunuz. Bu çelişkili değil mi?
– Modern Tıp kanıta muhtaç. İnsanoğlu 200 bin yıllık tarihi boyunca bugün alternatif denen tıpla tedavi oldu. Gerçek tıp budur. Modern Tıp hastalığın belirtilerini yok etmek için ilaç kullanır. Oysa insanı hasta eden şeyi bulup yok etmez. İnsanın elinden huzuruyla ölme hakkını bile aldı. Ben de bir tıp doktoruyum. “Bir hastalığı nasıl tedavi ederim?” sorusuna yanıt aradığım için fitoterapiye yöneldim. Bugün hastaların aktarların elinde heba olmasının sorumlusu yine doktorlar. Bir kanser hastası doktora gidip bitkisel tedavi dediği anda doktor tepki gösteriyor. Azar, kıyamet! Siz kanser olsanız ne yaparsınız? Çare ararsınız. Aktara yönelteceğine kendi bilse fitoterapi çok daha sağlıklı bir şekilde tedavi eder aslında hastasını. Dünyanın her yerinde böyledir bu.

Bebeklere altın değil insülin kalemi takacağız
Genetiği değiştirilmiş ürünler diabeti artırıyor. Türkiye’de 1998-2010 yılları arasında diabet görülme sıklığı yüzde 7.2’den yüzde 13.2’ye çıktı. Bugün 10 milyon diabet hastası var. Böyle devam ederse 30 yıl içinde Türkiye’nin tamamı diabet olacak. Doğan çocuklara altın yerine insülin kalemi takacağız.

Kaynak: Sabah Haber

Mikrodalga Kullanmanın Sonuçları !

Bildiğiniz gibi mikrodalga insanlar için son derece pratik bir elektronik eşyadır. Fakat bizler bu zaman tasarrufu elektronik eşyanın zararlarını bile bile kullanıyoruz. Mikrodalgada ısıttığımız yiyecekler bizim için sağlıksız ve zararlıdır. Özellikle bazı besinlerin ve mutfak gereçlerinin mikrodalgaya girmesi oldukça tehlikelidir. İşte mikrodalgaya girmemesi gerekenler:
Süt
Sütü mikrodalgada ısıtasırsanız proteinleri çözülür ve sağlık açısından hiç bir yararı kalmaz. Böylelikle sadece süt görünümlü yağ içmiş olursunuz.
Folyo
Yiyeceklerinizi aliminyum folyoya sarıp mikrodalgaya koyarsanız, birçok kıvılcım oluşup evinizde yangın çıkarabilirsiniz. Ayrıca yiyeceğiniz yiyeceklerin yapısını bozarak sağlığınızı kötü etkiler.
Plastik
Plastiğin günlük hayatta ister normal sıcaklık ister soğuk ortamda kullanılıyor olması bile oldukça tehlikelidir. Bir de mikrodalgaya girip ısınması sonucu yiyeceğimiz besine işlememiş olması imkansızdır. Bu nedenle mikrodalgaya girmemesi gerekir.
Dondurulmuş Et
Dondurulmuş etin çözülmesi biraz zaman alır. Bu sebeple bekleme zamanımız olmadığında eti bir an önce çözdrmek için çeşitli yöntemler uygularız. Bu yöntemlerden biriside mikrodalgaya koymak olablir. Fakat bu yöntemi asla uygulamamız gerekir. Çünkü eti mikrodalgada çözdürmeye çalışırsak sadece bakteri oluşmasını sağlamış oluruz.
Su
Suyu mikrodalgada ısıtırsanız ani ve aşırı ısınmasını sağlamış olursunuz. Bu durumda oldukça tehlikelidir. Çünkü su normalden çok daha fazla ısınır. Böylece ciddi yanıklara sebebiyet verebilirsiniz.
Yumurta
Yumurtanın mikrodalgaya girmesi oldukça tehlikelidir. Çünkü yumurta mikrodalga içerisinde patlayabilir.

Ağız Bakım Sularının Bilinmeyen 6 Yararı

evde-gargara-nasil-hazirlanir_646x340Ağız Bakım Sularının Bilinmeyen 6 Yararı

Gargarayı biz ağzımızı temizlemek, nefesimizi ferahlatmak ve ağzımızı mikrop ve bakterilerden korumak için kullanırız. Ama bilmediğimiz yararlarıda varmış. İçerisindeki alkol ve uçucu yağlar sayesinde temizlik, sağlık ve güzellik alanlarında da oldukça olumlu etkiler bırakır.
Temizleyici ve Deodorant
Birkaç dakika önce sarımsak veya soğan doğradınız ve kokuları elinize sindi. Hemen hemen her bayanın yemek yaparken kestikleri soğan ve sarımsak kokusunun eline sinmesidir. Ama o sinmiş kokudan kurtulmanın bir çaresi var. Elinize gargaradan sürün ve kurumasını bekleyin. Kuruduktan sonra elinizi sabunla yıkayın.
Piercing Tedavisi
Aksesuarlar sevilir ve vücudumuzda bu aksesuarların kalıcı olması için deldirerek acı çekmeyi bile göze alabiliriz. Fakat delinen bu bölge ilk zamanlar mikroplar için çok uygun bir hal alabilir. Bu nedenle enfeksiyonu önlemek amacıyla tuzlu su yapıp birkaç damla ile o bölgeyi ovabiliriz.
Kesik ve Çizik Tedavisi
Kesik ve çizik olan bölgede enfeksiyon oluşumunu önlemek amacıyla gargaradan sürüp bir bandaj yardımı ile sarın. Bu şekilde yaralarınızın kolay iyileşmesinide sağlamış olursunuz.
Kepek Önleme
Kepekler hem bayanların hem de erkeklerin oldukça şikayetçi oldukları bir deri sorunudur. Saç derisine bir çorba kaşığı gargara ile masaj yapıp ardından şampuan ile yıkayın. Bunu haftada 1 kez uygulayın. Bu şekilde kepeklerinizden arınabilirsiniz.
Tırnak Mantarıyla Mücadele
Eğer tırnak mantarından muzdaripseniz bir tatlı kaşığı gargara ve sirke ile karıştırın. Pamuk yardımı ile mantarın üzerine sürün. Bunu haftada 3-4 gün 2 kere uygulayın.
Yüz Temizleme
Gargarayı günlük tonik olarak uygulayıp ardından yıkayabilirsiniz.